PerÅŸembe, Mart 19, 2009
ÜNİVERSİTEYE HAZIRLIK (TİYATRO OYUNLARI, SKEÇLER, PİYESLER)
Üniversiteyi hedefleyen bir gençle bu yolun başında, koÅŸmadan yorulan bir gencin karşılaÅŸması ve kıyaslanması üzerine...
Mustafa: Nerde kaldı bu kız da ya! İşte geliyor. Åžimdi bununla tanışmak farz oldu. (Ellerini kaldırır.) Hey büyük Allah’ım! (kızı göstererek) Böyle güzellikleri yaratıyorsun ve bana haber vermiyorsun. Oluyor mu yani? (Kıza bakarak) Allah Allah, bu bir insan olamaz yahu. Bu, baÅŸka türlü bir yaratık olmalı. Hayır hayır, bu kesinlikle bir insan olamaz. Ya benim ÅŸimdiye kadar gördüklerim insan deÄŸildi ya da bu, insan deÄŸil. Ortada bir terslik var. Ulan yoksa ben mi insan deÄŸilim? (telefon çalar) Hayret bir ÅŸey! (Telefonu açar.) Alo! Ha aslanım, ÅŸu anda iz üstündeyim. Birisiyle tanışmak üzereyiz. Daha tanışmadık. Kız tanışmak için can atıyor da ben soÄŸuk davranıyorum. O ÅŸimdi karşımda. Tren bekliyor. Buradan tren geçmiyor mu? Ben de biliyorum. Zaten ben dolmuÅŸ bekliyorum. Daha tanışamadık da evlenince balayına Kanarya Adaları’na gitmeyi düÅŸünüyoruz. Tabi, o da kabul ederse. Herhalde üniversite sınavına hazırlanıyor, görünüÅŸü öyle. DuyuÅŸum, fazlaca inekmiÅŸ, ama ben onu evcilleÅŸtiririm. Sen dolmuÅŸçuya söyle, geç gelsin. Yok yok, hatta bir yerde kaza falan yapsın, hiç gelmesin. GörüÅŸürüz...
Mustafa: Siz de mi dolmuÅŸ bekliyorsunuz?
Kız: Evet.
Mustafa: Aman Allah’ım, bu konuÅŸabiliyor. KonuÅŸuyor, konuÅŸuyor!
Kız: Efendim, anlamadım.
Mustafa: Ben de dolmuÅŸ bekliyorum. Ne güzel, ikimiz de bir dolmuÅŸu bekliyoruz. DolmuÅŸtaki ÅŸansa bak. İnÅŸallah bu dolmuÅŸ iyice dolmuÅŸtur da bizi almaz.
Kız: DolmuÅŸ çok gecikir mi? Dershaneye geç kalacağım da.
Mustafa: Yok, birazdan gelir. Bizim dolmuÅŸun ÅŸoförü kör de dolmuÅŸu yandaki adam kullanıyor. Onun için biraz geç geliyor.
Kız: İlginç, o nasıl oluyor öyle?
Mustafa: Valla, ben de bilmiyorum, öyle duydum. Siz de mi Eminönü’ne gidiyorsunuz?
Kız: Hayır, ben oraya gitmiyorum.
Mustafa: Öyle mi, ne tesadüf. Ben de oraya gitmiyorum. Nereye gidiyorsunuz?
Kız: Niçin sordunuz?
Mustafa: İzninizle ben de oraya gideceğim de.
Kız: Ben dershaneye gidiyorum.
Mustafa: Dershaneye mi ne güzel! Dershaneyi bitirince ne olacaksınız?
Kız: O ne demek?
Mustafa: Bizim arkadaÅŸlar dershanenin birine yıllardır gidiyorlar ve üstelik hala aynı sınıftalar.
Kız: Dershane bizim için bir basamak. Amacım, iyi bir üniversiteye girerek geleceÄŸe güvenle bakmak.
Mustafa: Üniversiteyi bitirenler hep boÅŸ geziyorlar ama. BoÅŸ gezmek için üniversite bitirmeye gerek yok. Bak, ben üniversite bitirmediÄŸim halde gayet boÅŸ gezebiliyorum.
Kız: İyi bir üniversiteyi veya iyi bir bölümü bitirenler boÅŸ gezmiyorlar. Siz nerde okuyorsunuz?
Mustafa: Ben liseyi bitirdim.
Kız: Üniversite sınavına girdiniz mi?
Mustafa: Evet girdim. Üstelik kazandım bile.
Kız: Nereyi kazandınız?
Mustafa: AçıköÄŸretim Fakültesini kazandım. Ama babam uzak diye göndermedi.
Kız: Benimle dalga geçmeye çalışıyorsunuz herhalde!
Mustafa: Hayır, dalga geçtim bile.
Kız: Öyle mi? Senin adın Zeki mi?
Mustafa: Evet ama o göbek adım. İsterseniz tanışalım. Çünkü adını bilmediÄŸim bir insanla evlenmemi kimse benden bekleyemez, deÄŸil mi? Ayrıca, benim adım “Musti”, ama siz kısaca “Mustafa” diyebilirsiniz.
Kız: (Biraz bekler, ÅŸaşırmıştır.) Bir dakika sayın “kısaca Mustafa Bey”, evlilikle ilgili söylediklerinizi tam anlayamadım da.
Mustafa: Tabi, kusura bakmayın. Evlilik aÄŸzımdan kaçtı. Eeee, balayı diyecektim evlilik dedim. Balayına Kanarya Adaları’na gideriz, olmaz mı? Ben gittim, pek beÄŸenmedim ama senin için bir daha giderim.
Kız: Siz ne evliliğinden bahsediyorsunuz? Kiminle balayına gidiyorsunuz?
Mustafa: Seninle. Ama gitmek istemiyorsan ben de gitmem.
Kız: Bakın “kısaca Mustafa Bey”, ne demek istiyorsun anlamıyorum, ama iki dakika önce görüÅŸtük, tanışmıyoruz bile. Sen evlilikten bahsediyorsun.
Mustafa: Niye, ne var ki? Zaman bunu gerektiriyor. Siz gazete okumuyorsunuz herhalde. Bakın millet akÅŸam tanışıp evleniyor, sabah boÅŸanıyor. Üstelik bunlara sanatçı deniyor. Bizim onlardan ne eksiÄŸimiz var? Üstelik fazlamız var. Mesela ben lise mezunuyum.
Kız: Haklısınız da ben kendime onları örnek almıyorum. Benim ideallerim var. Onları gerçekleÅŸtirmekten baÅŸka bir ÅŸey düÅŸünmüyorum.
Mustafa: İdealleriniz var demek? Çok iyi, sizin idealiniz ne acaba?
Kız: Benim idealim fizikçi olmak.
Mustafa: Çok güzel. Bu fizikle ancak fizikçi olunur zaten.
Kız: Sizin iÅŸiniz gücünüz yok mu Allah aÅŸkına?
Mustafa: Åžu anda aslında çalışıyorum ben.
Kız: İşiniz ne?
Mustafa: Babamın parasını yemek.
Kız: Aaa! Siz de geleceÄŸe boÅŸ gözlerle bakanlardansınız herhalde. Bir amacınız, idealiniz yok.
Mustafa: Olur mu ya! İdealim var.
Kız: Neymiş o?
Mustafa: Babamın ölmesini bekliyorum. O ölünce mirasa konacağım. Sonra da gel keyfim gel!
Kız: Çok boÅŸ birisiniz.
Mustafa: Evet çok boÅŸum. Zaten birisini arıyorum. Ha, adınızı söylemediniz.
Kız: Etiketler önemli deÄŸildir.
Mustafa: Olur mu canım? İsminizi bilmezsem cep telefonunuzu ne adıyla kaydedeceÄŸim? “Sapık” diye kaydedemem herhalde. KonuÅŸmayız, sürekli mesajlaşırız. O daha ucuza gelir.
Kız: Benim cep telefonum yok. İhtiyacım da yok.
Mustafa: Yapma ya, ne kadar üzücü bir durum.
Kız: Bu dolmuş da nerde kaldı?
Mustafa: DolmuÅŸu ne yapacaksınız ki? Gelmese de olur. Ne güzel konuÅŸuyoruz.
Kız: Hayır, siz salak salak konuşuyorsunuz, ben de dolmuş gelinceye kadar dinliyorum.
Mustafa: Şu anda tanışmış olmamız gerekiyor, ama hala olmadı.
Kız: Niye tanışmış olmamız gerekiyormuş ki?
Mustafa: Bütün Türk filmlerinde öyle oluyor da onun için. Ama bir eksik var. Siz hızlı hızlı gelirken çarpışacağız. Sonra elinizdeki kitaplar yere düÅŸecek, onları birlikte toplayacağız. Bu ÅŸekilde tanışmış olacağız. Bu kısım eksik, istersen çarpışalım.
Kız: Allah’ım çattık belaya ya! Nerde kaldı bu dolmuÅŸ?
Mustafa: Dolmuş kaldı bir yerde zor gelir artık. İstersen bir şiirimi okuyayım sana. Şiir benim ha, kendi ellerimle yazdım.
“Ellerinde kitaplarla dolmuÅŸ beklersin,
Dertlerime yenilerini eklersin.
Babam ölsün de gör.
Seni hemen alıp kaçarım.”
Sonu pek uymadı, ama neyse, her güzelin bir kusuru vardır.
Kız: Allah’ım kafayı yemeden ÅŸu dolmuÅŸ gelseydi.
Mustafa: Sıkıldın herhalde. Sana bir şiir daha okuyayım.
Kız: Allah aşkına artık tamam!
Mustafa: Ama bu ÅŸiir benim deÄŸil, büyük bir İngiliz ÅŸairin.
Kız: (Åžaşırır) Öyle mi? Oku bakalım.
Mustafa: “Good evening
Welcome to BBC news
And now today’s”
Nasıl güzel, deÄŸil mi?
Kız: Şiir bu mu?
Mustafa: Evet.
Kız: Bu, İngilizce: “İyi akÅŸamlar, BBC haber bültenine hoÅŸ geldiniz. Åžimdi bugünün haberleri.” demek.
Mustafa: Yok ya! Demek yanlış şiiri ezberledik. Bu şiiri komşunun radyosundan duymuştum.
Kız: Allah’ım bana sabır ver! Nerde kaldı bu dolmuÅŸ?
Mustafa: Sıkıldınız herhalde. Neyse zamanla alışırız birbirimize.
Kız: Ne alışması ya? Sizinle bu dünyada bir daha karşılaÅŸmamak için öbür dünyaya, hatta cehenneme gitmeye bile razıyım.
Mustafa: Valla, oraya da gelirim.
Kız: Allah aşkına yeter! Nerde kaldı bu dolmuş ya?
Mustafa: Sonuç olarak benim hakkımda edindiÄŸiniz izlenim nedir?
Kız: Bak kardeÅŸim, sizi tanımıyorum, tanımak da istemiyorum, ama sizin hakkınızda edindiÄŸim izlenim ÅŸu: EÄŸer siz dünyaya daha önce gelmiÅŸ olsaydınız “aptal” kelimesi sözlüklerde olmazdı.
Mustafa: O niye?
Kız: Çünkü “aptal” kelimesi hiçbir insana senin kadar yakışmaz.
Mustafa: Sen bana aptal demeye çalışıyorsun, ama yazık, üzüldüm yani.
Kız: Allah Allah, bu dolmuş nerde kaldı?
Mustafa: Ne yapacaksın dolmuÅŸu? Ne güzel muhabbet ediyoruz. Ha, senin baban ne iÅŸ yapıyor?
Kız: Ne yapacaksın?
Mustafa: Benim babam senin babanı döver de onun için sordum.
Kız: Benim babam komiser.
Mustafa: Yok ya! Gerçekten mi? Zaten benim babam da cumhurbaÅŸkanıdır kendisi.
Kız: İstersen araştır bak.
Mustafa: Hadi ya! Desene sert kayaya çarptık. Başımızı belaya sokmayalım bari. Allah Allah, nerde kaldı bu dolmuÅŸ ya!
Kategori: (BelirtilmemiÅŸ) :: Yorum yaz!
:: Arkadaşına Gönder!








